#ilişkilerdeiletişim #ilişkipsikolojisi #sağlıklıilişkiler #duygusalbağ #bağkurma
İlişki araştırmaları, eleştiri ve aşağılamanın savunmayı tetiklediğini; duygu, ihtiyaç ve temas içeren ifadelerin ise bağ kurmayı mümkün kıldığını göstermektedir.
İlişkiler çoğu zaman büyük olaylar nedeniyle değil, küçük kelimeler yüzünden yara alır. Bir cümledeki ton, bir kelimedeki genelleme ya da farkında olmadan kullanılan bir “sen zaten hep böylesin” ifadesi, iki kişi arasında hızla örülen görünmez bir duvara dönüşebilir. Çoğu çatışma, söylenen şeyden çok nasıl söylendiği ile ilgilidir.
Dil, yalnızca düşüncelerimizi aktardığımız bir araç değildir; aynı zamanda ilişkisel bağın yönünü belirleyen güçlü bir düzenleyicidir.
Dilbilimsel analizler, eleştirinin çoğunlukla “Sen” diliyle başladığını ve “her zaman”, “asla” gibi genelleyici (totalizing) ifadeler içerdiğini göstermektedir. Bu tür bir dil, karşı tarafta neredeyse refleks düzeyinde bir savunma tepkisi yaratır. Kişi henüz ne söylendiğini tam olarak duymadan, kendini koruma moduna geçer.
Gottman’ın SPAFF (Specific Affect Coding System) kodlamalarında bu durum; ses tonunda sertleşme, yüz kaslarında gerginlik ve mikro ifadelerde belirginleşme ile tanımlanır. Yani eleştiri yalnızca zihinsel değil, bedensel bir tepkiyi de beraberinde getirir.
John Gottman ve Levenson’un (1992) çalışmalarına göre, ilişkilerinde yüksek düzeyde aşağılamaya maruz kalan bireyler —özellikle kadınlar— enfeksiyon hastalıklarına daha sık yakalanmaktadır. Aşağılama, mecazi değil; gerçek anlamda bağışıklık sistemini zayıflatır.
Bu bulgu bize şunu gösterir: İlişkilerde kullanılan dil yalnızca duyguları değil, beden sağlığını da etkiler. Sürekli küçümsenen, değersizleştirilen ya da hor görülen bir bireyin bedeni, bu ilişkiye karşı fizyolojik bir alarm üretir.
Savunma Gerçekten Korur mu?
Savunma davranışı çoğu zaman birey tarafından “kendimi koruyorum” şeklinde algılanır. Oysa araştırmalar savunmanın çatışmayı durdurmadığını, aksine tırmandırdığını (escalation) ortaya koymaktadır. Bunun temel nedeni, savunmanın karşı tarafta güçlü bir “duyulmadım” hissi yaratmasıdır.
Karşı taraf konuşurken, bir noktadan sonra kendi varlığımızı kanıtlama çabasına girdiğimizde, istemeden de olsa bu döngüyü beslemiş oluruz. Dinlemek yerini cevap hazırlamaya, anlamak yerini savunmaya bırakır.
Buna karşılık, yapılan eleştiri ya da şikâyeti ilk aşamada kabul etmek; ardından kendi bakış açımızı, nedenleriyle ve tüm yönleriyle açıklamak daha işlevsel bir yaklaşım olabilir. Bu tutum, hem kendimize ait bir açıklama alanı oluşturur hem de karşı tarafın düşüncelerinin kabul edildiğini gösterir. Önce karşı tarafın yaşantısını kabul etmek; ardından kendi bakış açımızı, nedenleriyle birlikte paylaşmak, hem kendimizi ifade etmemize hem de karşı tarafın düşüncelerini ciddiye aldığımızı göstermemize imkân tanır. Bu yaklaşım, çatışma–savunma ekseninde örülebilecek duvarın oluşmasını engeller.
“Sen” Dili Yerine İlişkiyi Açan Bir Formül
Bu noktada basit ama etkili bir ifade yapısı devreye girer:
“Her zamanki gibi geç kaldın.” yerine
– “Buluşmalara geç kalındığında (durum) değersiz hissetmeye başlıyorum (duygu) ve zaman konusunda daha net olmaya ihtiyacım var (ihtiyaç).” demek, karşı tarafı savunmaya itmeden iletişimi sürdürmeyi mümkün kılar.
Bu ifade biçimi, kişinin hem kendi içsel sürecini sahiplenmesini hem de karşı tarafa cevap verebileceği bir alan açmasını sağlar.
Bu tür açıklamalar, bireyin yaşanan durum karşısında sorumluluk alabildiğini gösterir. Sorumluluk alındığında, ezbere öğrenilmiş ilişki kalıplarının dışına çıkmak mümkün hâle gelir. Çünkü hiçbir ilişki pürüzsüz değildir; hiçbir bağ, her yönüyle “tam” olmaz.
Mükemmeli beklemek ya da mükemmel bir ilişki inşa etmeye çalışmak, ilişkilerin üzerine fazladan bir yük bindirir. Oysa bazı ihtiyaçların karşılanamaması, bazı sorunların hemen çözülmemesi veya orada bırakılması, ilişkinin zayıflığı değil; çoğu zaman dayanıklılığının bir göstergesidir.
İlişkiler zaman içinde ortak bir anlam, ortak bir kültür üretir. Bu süreçte bireylerin öğrenilmiş paternlerini değiştirmeye çalışmaları kaçınılmaz olarak krizlere ve çatışmalara yol açabilir. Ancak asıl mesele çatışmanın varlığı değil, onunla nasıl ilişki kurulduğudur.
Ortak amaç ve anlam etrafında buluşabilen ilişkilerde, hedef çatışmayı tamamen ortadan kaldırmak değil; çatışmayı yönetebilecek bir ilişki kapasitesi geliştirmektir. Çünkü sürdürülebilir bağlar, sorunsuz değil; onarılabilir olanlardır.
“Yazı içeriği ve kaynakçası İnda Çözüm Odaklı Danışmanlık Merkezi eğitimi olan “Stratejik Terapi Eğitimi” için Uzm. Psk. İbrahim Eke tarafından hazırlanan eğitim notlarıdır. “
Uzm. Psk. Salih Taşkın

