Yaşamayı Seç, Mutluluğunu İnşa Et

Hayat, çoğu zaman farkında olmadan öğrendiğimiz ve kendiliğinden tekrar eden bir şemalar sürecidir. Çocukluğumuzdan itibaren, çevremizin bize öğrettiği kalıplar zihnimize yerleşir. Öğrendiğimiz bu şemalar düşüncelerimizi şekillendirir, duygularımızı yönlendirir ve davranışlarımızı belirler. Davranışlarımız bu şemalar ile o kadar iç içedir ki, zihnimizin kolayına gelen düşünceleri söyler, bildiğimiz duyguları yaşamaya çalışırız sadece. Bizlere öğretilenler ile hayata devam ederiz.

Devam ettiğimiz bu hayatta, bizi durduran ve bazen yolumuzu değiştirmemiz gereken olaylar gerçekleşebilir. Kimi zaman karşılaştığımız zorluklar, kimi zaman da geçmişten taşıdığımız yüklerdir. Örneğin, bir iş kaybı, sevilen birinin kaybı veya beklenmedik bir hastalık, bireyi duraklatan ve hayatını yeniden değerlendirmeye zorlayan olaylar olabilir. Aynı şekilde, taşınma, evlilik ya da ebeveynlik gibi büyük yaşam değişiklikleri de bireyin hayatında yeni yollar seçmesini gerektirebilir. Bu durumlar genellikle hayatın kontrolümüz dışında gelişen bir şeymiş gibi algılanır. Bu olayların sorumluluğunu almak istemeyiz. Onları sadece “yaşanması gereken zorluklar” olarak görür, aynı şekilde düşünür, davranır ve hissederiz. Yaşadıklarımızın farkına bile varmadan bu döngüde kayboluruz. Olanları seçme gücümüzün olduğunu fark edemeyiz. Çünkü daha ne yaşadığımızın farkında bile değilizdir.

Bir zorlukla karşılaştığımızda, çoğunlukla bu durumu bir “engel” olarak görürüz. Kabul etmek ve sorumluluk almak istemeden bir mücadele isteğiyle ortadan kaldırmaya çalışırız. Yorulduğumuz zamanlarda ise doğal olarak dışarıdan bir destek isteriz. “Yoruldum, tıkandım ve beni birisi harekete geçirmeli” deriz. Ama böyle bir bekleyiş, bizi ezbere bir hayatın pasif yolcusu yapar. Belirli şemaların aktarcısı konumunda kalırız. Dolayısıyla sorumluluk alınmayan her seçim, bizi özgürlüğümüzden biraz daha uzaklaştırır. Yaşadıklarımızın sorumluluğunu üstlenmek ve düştüğün yerden kalkmayı seçmek, mutluluğu da beraberinde getirecektir.

Peki, hayatta karşılaştığımız zorlukları biz seçebilir miyiz?

Bu fikir kulağa çelişkili gelebilir. Kim sorunlarla karşılaşmayı ister ki? Veya sorunlarla karşılaşmak için bilinçli bir şekilde seçim yapabilir miyiz? Ancak tam da burada, gelişim zihniyeti ve farkındalık devreye girer. Gelişim zihniyeti, karşılaşılan her durumu bir öğrenme fırsatı olarak görmeyi öğretir. Bu zihniyete sahip bireyler, zorluklarla yüzleşmenin bir engel değil, bir öğrenme süreci olduğunu bilirler. İnsan, hayatındaki zorluklarla bilinçli bir şekilde yüzleştiğinde, bu yüzleşme süreci ona olgunluk katar. Karşılaşılan olaylar artık bir engel değil, özgüvenimizi ve özsaygımızı artırabilecek bir araca dönüşür.

Farkındalık sayesinde yaşadıklarımızı anlamlandırabilir ve gelecekte benzer zorluklarla karşılaşma ihtimalimize karşı daha hazırlıklı olabiliriz. Zorluklarla yüzleşmek, sadece bir mücadele değil, aynı zamanda bireyin kendisiyle ve çevresiyle daha derin bir bağ kurmasını sağlayan bir deneyimdir.

Peki, farkında olmak her zaman farkındalığımızı yaşadığımız anlamına gelir mi?

Hayatın kontrolünü eline almak, yaşadığın zorlukları sahiplenmekle birlikte farkındalığı da artırır. Çünkü takıldığın yerleri seçebilmek, hayatı ezbere bir döngüden çıkarır ve onu anlamlı kılar, yaşanılabilir hale getirir. Bir sorunla karşılaştığımızda kendimize şu soruyu sorabiliriz: “Ben bu sorunda takılabilirim! ve Bu deneyim beni nereye götürebilir? Bana ne öğretiyor? ” İşte bu tarz sorular, farkındalığın kapılarını aralar ve hayatın içindeki deneyimlerin gerçek anlamını ortaya çıkarır.

Yaşamak istediğin deneyimleri belirlediğinde, bu, gitmek istediğin yolun sorumluluğunu da kabul ettiğin anlamına gelir. Takıldığın noktaları seçebilmek ise mutluluğun en cesur halidir. Bu cesaret, yalnızca seçtiğimiz yolu değil, hayatımızın iniş çıkışlarını da olduğu gibi kabul etmeyi gerektirir. Her tökezlemede yeniden ileriye adım atmak, mutluluğun bir hedef değil, yaşadıklarınla öğrenilen bir yolculuk olduğunu anlamaktır. Bu yolculuğun gücü ise, tüm zorluklara rağmen yeniden başlama cesaretini kendi içimizde bulabilmektir.

Yaşadıklarını nasıl nitelendirdiğin senin elinde. Ancak içindeki gücü fark ettiğinde gelişim ve devamlılık mümkün olur. Artık sadece sana öğretilen şemalarla mutlu ya da mutsuz olmaya çalışmazsın. Kabul etmeyi öğrenir ve hayatın akışında ilerler ve yaşarsın.

Kabul etmek, yalnızca zorlukları ya da hataları değil kabul etmek değildir, aynı zamanda kendi gücünü ve potansiyelini de tanımaktır. Hayatın akışında ilerlerken, öğretilmiş mutluluk kalıplarından sıyrılıp, kendi mutluluğunu yaşayabilirsin. Bu süreçte yaşadıkların, kendini keşfetme ve hayatını daha anlamlı bir hale getirme fırsatları sunar.

Uzm. Psk. Salih Taşkın