Kahve Tüketiminin Ekolojik Ayak İzi ve Sürdürülebilirlik

Bilinçli Tüketim İçin Öneriler


İnsanlık dünya tarihinde var olduğu sürece ve kendisini geliştirmesiyle yaşamındaki birçok faaliyetler için doğadan bazı şeyleri harcamak zorunda kalmaktadır. 21. Yüzyıl ile birlikte başlayan ekolojiye önem verme, Dünyamızda oluşturduğumuz tahribatın önüne geçme çabası ile yaşanılabilir dünya için çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Yeşil alanların azalması, buzulların erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi, iklimlerin değişimlerinin hızlanmasının nedeni insanın ekolojiye olan tahribatının artmasından kaynaklanmaktadır. Eski kültürlerde ve çağlarda basit araç gereçler kullanılırken tahribat sadece kısıtlı bir alanda oluşmaktaydı. Teknolojinin artması ve dijitalleşme ile birlikte ihtiyaç olan ham maddenin artması ve gerekli enerji için daha fazla tahribata neden olmaktadır. Tabi bu tahribatın izlerini ölçümlemek için çevreyle ilgili ayak izi, karbon ayak izi, su ayak izleri gibi başlıklar ortaya çıkarılmıştır.

Endüstri ve sanayi ile birlikte salınan zararlı gazlar atmosferde depolanmaktadır. Ancak atmosferin kapasitesi sınırlıdır. Dünya atmosferini oluşturan gazlar azot (%78.09), oksijen (%20.95) ve argon (%0.93) gazlarıdır. Atmosferde bulunan karbondioksit, karbon monoksit, metan gazı, azot oksit, kloroflorokarbonlar ve ozon gazları %0,5-4 gibi az miktarlarda bulunmaktadır. Dünya ikliminin oluşmasında sera gazları olarak adlandırılan bu gazların da etkisi vardır. İnsanlığın yaşamı için oldukça gerekli olan sera gazlarının faydaları bulunmaktadır. Ekosistemin doğal yapısı içinde bulunarak biyosfer sıcaklığını dengede tutmaktadır. Dünya genelinde sıcak geçen dönemlerde yüksek, soğuk geçen dönemlerde ise düşük sera gazı oranları gözlenmiştir. Su buharı, atmosferde sera gazı etkisinin oluşmasında en büyük etken maddedir. Atmosferin su buharını tutmasıyla sera gazlarındaki artışlar meydana gelmekte ve dünya ısısındaki artışlar yaşanmaktadır. Nitekim sıcak hava, soğuk havaya göre daha fazla su buharı depolayabildiğinden artan su buharı ileride oluşabilecek ısı artışlarına önayak olmaktadır. Aynı şekilde atmosferin doğal bir bileşeni olan karbondioksit gazı, son yıllarda artan endüstrileşme ile birlikte yüksek düzeylere çıkmıştır. Dolayısıyla kömür, petrol türevi ürünlerin kullanımının artması yeşilin üzerindeki tahribatını arttırmaktadır. Karbondioksit salınımının %80’i ulaşım ve sanayi kaynaklı olduğu ve kalan bölümün ise ormanlık alanların yok olması ve bitkisel veya hayvansal atıklardan elde edilen yakıtların kullanılmasıyla %20’lik kısmından oluşmaktadır.

Sonuç olarak atmosferin fiziksel ve kimyasal yapısı değişime uğramıştır. Bu durum iklimlerin oluşmasında ve değişmesinde etkili olan atmosferin fiziksel ve kimyasal süreçlerini etkilemektedir. Yıllar boyunca hızı artarak devam eden bu değişimler, küresel ölçekte iklimlerin değişimleri üzerinde etkisini arttırmaktadır. Dünya ekosisteminin değişimi, insanlar üzerinde hem sağlıkları hem de ekonomik yaşamları üzerinde beklenmedik sonuçlara neden olmaktadır.

Yaşanan bu erozyonun farkındalığını artırmak ve neden olan süreçleri anlamayı kolaylaştırmak için “Ekolojik Ayak İzi” kavramı ile nitelendirilmiştir. Ekolojik ayak izi bizim ihtiyaçlarımızın ne kadarını doğadan karşılandığının ölçümlenmesidir. Bir şehrin veya o şehirde yaşayan birey için ölçülür. Biyolojik kapasite, küresel hektar olarak adlandırılır. Bu kapasitenin içinde ülke veya şehir sınırları içerisinde otlak, sulak, orman yüz ölçümü ve ne kadar üretken olduğunu belirten hesaplamalar vardır.

Ekolojik ayak izi kavramı, 1990’lı yıllarında ilk olarak Mathis Wackernagel ve William Rees tarafından bahsedildi. Ekolojik ölçümler yapmak için, kullanılan teknolojinin ve kaynak yönetiminin, tüketilen kaynakların üretimi ve bu sırada yaratılan atığın bertarafı için gereken biyolojik olarak verimli toprak ve su alanını küresel hektar cinsinden ifade etmektedir.

Dünyanın ekolojik ayak izini gözlemleyen Global Footprint Network “Dünya Limit Aşım Günü” yukarıda belirtilen hesaplamalara göre ne zaman limitimizi aştığımızı belirlemektedir. 2018 yılında belirlenen hesaplamalara göre 1 Ağustos gününde kullanmamız gereken kaynağı kullandığımızı, 2019 yılında ise bu günün 29 Temmuz olduğunu belirtmiştir. Ve 2011 yılından itibaren her yıl 3 gün geriye doğru gittiğini yani her yıl 3 gün daha erken kaynaklarımızı tükettiğimizi hesaplamışlardır. Limit aşımı gününde yani 8 aylık süreç içerisinde 12 aylık doğal kaynağı tükettiğimiz anlamına gelmektedir.

Ayak izlerinin birçok bileşeni vardır. Bunlar; Karbon ayak izi, Otlak Alanı Ayak İzi, Orman Alanı Ayak İzi, Balıkçılık Sahası Ayak İzi, Tarım Arazisi Ayak İzi, Yapılaşmış Alan Ayak İzi.

Bu yazıda başlıkta da belirttiğim, gündelik hayatımızın içerisinde olan konuda farkındalığımızın artmasını istedim. Bir kahve işletmesi olsun. İşe gittiğiniz bir yolda bulunan, sabahın erken saatlerinde açılmakta ve geç saatlere kadar çalışan işletme düşünebilirsiniz. Ahşap dekorasyonu olan bir işletme. Dekorasyon olarak plastik kullanımı oldukça az. Daha çok eski ve kullanılmış olan metal veya alüminyum eşyalar yeniden kullanıma hazırlanarak sergilenmekte. Bu davranış “ileri dönüşüm (up-cycle)” olarak belirtilmektedir. Yan ürünleri, atık malzemeleri, kullanışsız veya istenmeyen ürünleri, daha iyi kalitede veya daha iyi çevre değeri için yeni malzemeler veya ürünler haline getirme işlemidir. Amaç kullanışsız bir nesneyi yararlı ve yeni hale getirmek için bir tür yeniden şekillendirme veya yeniden tasarım yapmaktır. Bu ürünlerin olması işletmenin sürdürülebilirliği açısından ekolojik ayak izinde olumlu katkısı olmuştur.

Dekorasyonda ahşap malzemelerin olması  sürdürülebilirliğin gözetilebilmesi için önemli olduğunu söyleyebiliriz.  Kullanılan ağaç çeşitleri için hızlı yetişebilen türler tercih edilmesi, yerel ürünler tercih edilerek nakliye ve temin esnasında ortaya çıkan karbon salınımı en aza indirgenebilir. Malzemenin beşik ömrü ile mezar ömrünün farkı çevresel etki için de önemlidir.

İşletme kahveler için karton ve porselen bardaklar kullanılır. Porselen bardaklar tek seferlik bir üretim ile uzun süreler boyunca kullanılabilmesi açısından sürdürülebilirliğe oldukça katkı sağlamaktadır. Kahvesini alıp gitmek isteyen müşteriler için karton bardak kullanımı da olacaktır. Gelin biraz bu karton bardağı ekolojik ayak izini inceleyelim!

Yapılan araştırmalara göre kağıt bardağın sanılanın aksine plastik bardaktan daha fazla ekolojik ayak izinin olduğunu belirtmektedir. Türkiye de yapılan araştırmaya göre 75 adet hem plastik hem de kağıt bardak üretiminin karbon salınımına bakılmıştır. Sonuçlara göre plastik bardak 20 MUe, karton bardak 30 MUe ile yüzde elliden daha fazla kaynak israfına neden olduğu görülmüştür. Karton bardakların sadece kağıttan olmadığı suyu ve ısıyı geçirmemesi amacıyla iç kısmında plastik yüzeyle kaplı olduğunu belirtilmektedir. 2 bin adet kağıt bardak ile 1100 kg karbon salınımı yapmaktadır. Geri dönüşüm sürecinde de yine şaşırtıcı bir şekilde metan ve karbon salınımı 38 kg seviyelerinde plastik bardaktan daha fazladır. Ve kompozit (dışı kağıt içi plastik) oldukları için geri dönüştürülememektedir. Bu süreçte kağıt üretimi için de ağaçların kesilmesi oldukça önemlidir. Porselen bardak, çelik termoslar veya çok kullanım amaçlı bardak kullanımı bu doğrultuda değerli bir adım olacaktır.

İşletmede kullanılan en temel madde ise tabii ki “kahve”. Kahvenin karbon ayak izi, The Arbor Day Foundation’ın araştırmasına göre, bir kilo kavrulmuş kahvenin ortalama 11 kilo karbon ürettiğini ortaya koyuyor. Ayrıca kahve demlenirken harcanan enerji, kullanılan su miktarı, paketlemesi ve üzerine eklenen süt, bir bardak kahve içerken sebep olduğumuz karbon ayak izini artırıyor. Yeteri kadar su ısıtılarak hazırlanan sade kahvenin yaklaşık 21 gram karbon ürettiği düşünülürken bir bardak latte’nin ortalama 340 gram karbon ürettiği söyleniyor. En az sürdürülebilir yollarla üretilmektedir. Kendi ağır çevresel yükünü taşıyan sütü, kahveye eklediğimizde bu sayılar artmaktadır.

Elbette yalnızca kahve demlerken değil, üretilirken de su harcanıyor. Yaş kahve öğütmenin dereler ve içme suyu üzerindeki etkilerinin üretici ülkelerde bir sorun olduğu iddia ediliyor. Kirlenmiş işleme suyu, yerel su yollarına girerek bitkilerde, hayvanlarda ve insanlarda hastalıklara neden olabiliyor. Water Footprint Network, 125 mililitrelik bir fincan kahvenin küresel ortalama su ayak izinin 140 litre olduğunu ortaya koymaktadır.

Her bireyin, sürdürülebilirlik ilkelerini benimsemesi, çevreye olan etkisini azaltmak için atacağı küçük ama anlamlı adımlar büyük farklar yaratabilir. Geri dönüştürülebilir ürünler tercih etmek, enerji ve su tasarrufu sağlamak, atık miktarını azaltmak ve doğa dostu alışkanlıklar geliştirmek, gezegenimizin korunmasına katkıda bulunmanın yollarıdır. Küresel çevre sorunlarıyla başa çıkabilmek için kişisel sorumluluk bilincini artırmak, hem bugünün hem de geleceğin sürdürülebilir yaşam standartlarını destekleyecektir. Her bireyin, çevreye duyarlı bir yaşam sürdürme çabası, daha sağlıklı ve yaşanabilir bir dünya için kritik öneme sahiptir. Bu nedenle, her bireyin çevresel sorumluluğu benimsemesi ve bilinçli hareket etmesi, gezegenimizin geleceği için en değerli katkıyı sağlayacaktır.

Kaynakça

Wackernagel, M., & Rees, W. (1996). Our Ecological Footprint: Reducing Human Impact on the Earth. New Society Publishers.

Global Footprint Network. (2023). National Footprint and Biocapacity Accounts

IPCC. (2021). Climate Change 2021: The Physical Science Basis

Hoekstra, A. Y., & Mekonnen, M. M. (2012). The water footprint of humanity. Proceedings of the National Academy of Sciences

Sezik, Murat, and Gülizar Çakır Sümer. “İklim Değişikliği.” (2023).

Dinç, Ahmet. Bir sürdürülebilir kalkınma göstergesi olarak ekolojik ayak izi ve Türkiye. MS thesis. Anadolu University (Turkey), 2015.